Mit üzerinden Prof.Dr.Haydar BAŞ'a iftira

Mit üzerinden Prof.Dr.Haydar BAŞ'a iftira

Mit üzerinden Prof.Dr.Haydar BAŞ'a iftira...


21 Aralık 2011 19:03
font boyutu küçülsün büyüsün


Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin yetiştirdiği ender şahsiyetlerden biridir. Sayın Baş, hayatı boyunca milli birlik ve bütünlüğü tez olarak anlatmış, her yazısında, konferansında, tv konuşmalarında ülkenin içinde bulunduğu oyunları dile getirerek milletimizin adeta gözünü açmıştır.

Haydar Baş ismi, sivil- asker birliği ile; Devlet- Millet kaynaşması ile, Türk, Kürt, Laz, Çerkez tek bilek tek yürektir çıkışı ile, "bu vatan bizimdir, bizim kalacak" sloganı ile, milli ekonomi modeli ile, Milli Devlet – Sosyal Devlet tezi ile ve Bağımsız Türkiye ile özdeşleşmiştir.

Takdir edersiniz ki, bugün globalizmin pençesinde yer alan her ülke gibi Türkiye için de aynı küresel kurallar geçerlidir. Milli olan her şey ve bağımsızlık en büyük tehlike görülürken bunun savunucuları küresel dünya için en büyük tehdittir.

İşte bu tehdit görülme Prof. Dr. Haydar Baş'ın her türlü faaliyetlerinde önünü kesme, toplum nazarında onu küçük düşürme, basında yer verdirmeyerek halkın nazarından saklama gibi yollarla hayatının her safhasında karşısına çıkmıştır.

Biz, vatanın bütünlüğünün ve milletin birliğinin muhafazası gerekçesi ile karşılaştığımız bu mağduriyetleri asla gündem etmedik. Ancak gelinen noktada yapılan iftiralara cevap olarak bu konuları belgeleri ile ortaya koyarak haklılığımızı ve mağduriyetimizi ispatlıyoruz.

Eğer iftiralara ve karalama kampanyalarına devam ederlerse bu iftiraları atanların gerçek yüzlerini, yine onların başındaki kişilerin kitaplarından ifadeleri ile kamuoyu ile paylaşacağız.

Rota Haber isimli internet sitesinde yer alan uydurma habere göre,

"MİT tarafından Gülen'e karşı kullanılan cemaat lideri

Genelkurmay başkanlığının bilgisi dahilinde 5 mayıs 1997 tarihli üs yazısında, tüm illerdeki bağlı komutanlıklardan sivil toplum örgütleri ile ilgili bilgi isteyen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Koramiral Aydan Erol, tanıdığı bir haftalık süren sonunda komutanlığa geçen belgelerde fişlenmiş görünen ancak yararlı olduğu belirtilen bir isim bulunuyor.

….aşırı İslamcı unsurlar ve vakıfların bağlı bulunduğu "tarikat ve dini akımlar"isimli dosyanın ön listesinde yer alan 47 cemaat içinde sadece birine not düşüldüğü görülüyor.

Mamak yani kadiri Haydar Baş grubu."

Sitenin kendi yorumuna göre , "belge üzerinde sadece Haydar Baş'ın isminin hemen altına parantez açılarak , MİT bu şahsı F. Gülen'e karşı kullanmaktadır" ifadesi de yer almaktadır.

Günümüze kadar Prof. Dr. Haydar Baş'ın hakkında birbirine zıt iki haber uydurularak halkın nazarından düşürülmesine çalışılmıştır. Bunlar;

1- Tarikat lideri olduğu yolundaki yalan haberler

2- Askerin adamı olduğu şeklindeki yalan haberler

Bu iki konuda uydurulan yalan haberlere karşı, sayın Baş hakkında 40 bin sayfayı bulan dava dosyaları mevcuttur. Bunların bir kısmına aşağıda yer vereceğiz. Ancak

öncelikle belirtmeliyiz ki Prof. Dr. Haydar Baş ile Fethullah Gülen arasında 1998 yılına kadar bir sıkıntı yoktu. Ta ki, Gülen'in Vatikan'a yazdığı mektup ortaya çıkana kadar. Milli ve dini bütünlüğümüze indirilen bu darbe neticesine, yani mektubun gönderildiği 1998 senesine kadar Baş ve Gülen arasında bir husumet söz konusu değildi. Tam tersine o tarihlerde, Prof. Baş, etrafına "Zaman " gazetesi okumalarını tavsiye ederek onlara madden ve manen destek olmuşlardır.

1998'den sonra Prof. Dr. Haydar Baş tamamen ilmi realiteler ile Gülen cematinin yanlış yolda olduklarını ortaya koymuş ve hukuk sınırları içinde mücadele vermiştir.

6 şubat 1998 tarihinde Sayın Baş, Gülen'e, yakın arkadaşları eliyle bir mektup göndermiştir. Bu mektupta milli ve manevi değerlerimiz açısından ciddi endişelerini dile getirmiştir. Hrıstıyan din öncüleri ile yakınlık kurulmasının, Resulullah (sav)ın hayatından örnekler ile yanlışlığını ortaya koymuştur.

Sayın Baş, mektubu bir tarikat lideri olarak yazmamış, vatan ve millet sevdalısı bir ilim ve fikir adamı olarak hassasiyetlerini dile getirmiştir.

Yazımızın başlarında metninin bir bölümünü verdiğimiz düzmece yazıda sayın Prof. Dr. Haydar Baş, "askerin adamı " olarak gösterilmiştir. Askerin adamı iddiaları yeni değildir. Isıtılıp ısıtılıp milletin önüne konan bu meselenin bir aldatmaca olduğu konusunda Prof. Haydar Baş'ın hayatında sayısız örnekleri vardır.

28 Şubatın gerçek mağduru Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur. Biz, aşağıdaki belgelerle Prof. Dr. Haydar Baş'a yönelik " 28 şubat sürecinde korunan, baskı görmeyen bir liderdir" şeklindeki iddiaların tamamen gerçek dışı olduğunu ortaya koyuyoruz.


1- JANDARMA PROF. HAYDAR BAŞ'IN ÜZERİNE GELİYOR

1- Jandarma Genel Komutanlığı İl Jandarma Komutanlığı'nın, Ticaret Odası Başkanlığına yazdığı yazı:

8 kasım 2006 tarihli

İSTH: 3590-365-06/1452

"Ankara İl Jandarma Komutanlığınca yapılmakta olan bir tahkikata esas olmak üzere ekli listede bulunan şirket ve firmaların sahip ve ortaklarına ait kimlik bilgileri (adı , soyadı, baba adı, doğum tarih) ile şirket sicil bilgilerine ihtiyaç duyulmaktadır.

İstenilen bilgi ve belgelerin çıkartılarak görevli personele elden teslim edilmesini arz ederim.

Yurdakul Akkuş j.binbaşı isth. Ş. Md.


Hakkında bilgi istenilen şirketler ve finans kuruluşlarının adları


1-Meltem eğitim ve sağlık işletmeleri

2-Baş-san turizm ve ticaret sanayi

3-Baş turizm ve sanayi

4-Meltem uluslararası pazarlama ve inşaat endüstri sanayi ticaret

5-Meltem radyo ve tv yayıncılık

6-Meltem televizyon yayıncılık


2- PROF. DR. HAYDAR BAŞ BALYOZ DARBE PLANINA DA DAHİL EDİLMEK İSTENMİŞTİ:


3.11.2010 tarihli www.radikal.com.tr isimli internet sitesinin haberine göre, "Darbecilerin ekonomi programı Haydar Baş'tan" denilmekte idi.

"Basında 22 ocak 2010 tarihinde "Balyoz Hükümeti" başlığı altında Balyoz belgelerinden Milli Mutabakat Hükümeti Programından kesitler verilmiş ve haberlerde eldeki CD kopyasının eloktronik anteti, Milli Mutabakat Hükümet programının da, yine Süha Tanyeri'nin o dönemdeki iş bilgisayarına kaydedildiğini kanıtlıyor.

…bu belgenin ekonomik politikalar bölümü Haydar Baş'ın 2005 yılında verdiği konuşmadan birebir alıntılar içeriyor. "denilmektedir.

Yani, Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in 2005'de yaptığı konuşmanın, 2002'de hazırlandığı iddia edilen Balyoz darbe planında kullanıldığı iddia edilmektedir. Görüldüğü üzere konuşma, balyoz darbe planından 3 sene sonra yapılmıştır. Nasıl oluyor ki, asker Prof. Haydar Baş Bey'in 3 sene sonraki konuşmasını kendine örnek almıştır? Henüz yapılmamış bir konuşma asker tarafından örnek alınmış olmaktadır.

Balyoz harekatının 2002'de hazırlandığı iddia ediliyor, halbuki Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in konuşması 2005'de yapılıyor. Sırf asker ile ilişkilendirmek ve Sayın Baş'ı karalamak için uydurma senoryolar yazıldığının en güzel delilidir bu...

Oysa bu iftiraların aksine, şayet Balyoz darbesi olsa idi, içeri alınacak 10 kişiden biri Prof. Dr. Haydar Baş olacaktı. 11 nolu CD'den çıkan balyoz belgesine göre Prof. Dr. Haydar Baş (dava klasörü:184, dizin no:216) İstanbul ilinde gözaltına alınacak 10 kişinin içinde yer alıyordu.

1997 yılında Batı Çalışma Grubu F. Gülen cemaatinin desteklenmesi gerektiği yönünde karar beyan etmiştir.

Sayın Baş hakkındaki yukarıda sadece bir kısmından örnekler verdiğimiz kararlar ortada iken, Sayın Baş'ın kimler tarafından bu kadar sıkıştırıldığı ve baskıya maruz kaldığı bilinmektedir.

Bugün ABD nin kucağında kim oturuyor, senelerden beri onunla beraber iş birliği kim yapıyor? Ortadoğu'da kim ABD'ye tetikçilik yapıyor? Bu soruları sorduktan sonra faillerin işbirlikçilerin içinde olduğunu mutlak surette herkes görecektir.


ASKERİN ADAMI OLDUĞU İDDİA EDİLEN PROF. DR. HAYDAR BAŞ'A BİR DARBE DE DÖNEMİN BAŞBAKANI ECEVİT'TEN...


1-İçişleri bakanlığının talimatnamesi:


Bu karar, Bülent Ecevit'in 27.11.2000 tarihli olur imzası ile B050TEF0000000107-5/6507-122 sayılı karardır.

Dönemin İçişleri Bakanı olan Saadettin Tantan'ın talimatıyla hazırlanan bu belge ,

"ülke genelinde faaliyet gösteren Haydar Baş grubunun mal ve para hareketlerinin takibi ile grupla irtibatlı olan vakıf-dernek –şirket vb. kuruluşların mali kaynakları ve varsa para hareketlerinin incelenmesinin mülkiye müfettişi koordinatörlüğünde , polis müfettişi , vakıflar genel müdürlüğü müfettişi ve vergi denetim elemanlarından oluşacak kurul tarafından tüm hukuki boyutlarıyla yapılmasını, suç unsuruna rastlandığında düzenlenecek raporların ilgili merciine tevdi edilmesini müsadelerinize arz ederiz. "


Bu karardan sonra;


1-Baş –Çelik Fabrikasına ,

2-İlmi Araştırmalar Vakfına

3-Meltem Kolejlerine

4-Pek çok kişi ve kuruluşa yoğun baskılar ve hukuk dışı uygulamalar olmuştur.

1-ÖZEL MELTEM OKULLARINA YÖNELİK HUKUKSUZLUKLAR:


2000 yılında dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan yazılı bir talimatname , dönemin başbakanı Bülent Ecevit'in 27.11.2000 tarihli onayı ile devreye konmuştur. Bu öyle bir belgedir ki, Devletin Başbakanı ve İçişleri bakanı ömrünü vatan diyerek, bayrak diyerek, devlet – millet kaynaşması diyerek geçiren bir ilim adamını en ağır suçları işlemiş azılı bir kişi gibi takip altına alıyordu.

B050TEF0000000107-5/ 6507-122 sayılı ve 15.11.2000 tarihli Saadettin Tantan imzalı belge şunları yazmaktadır:

"Başbakanlık makamına,

Ülke genelinde faaliyet gösteren Haydar Baş grubunun mal ve para hareketlerinin takibi ile grupla irtibatlı olan vakıf, dernek, şirket ve bunun gibi kuruluşların mali kaynakları ve varsa para hareketlerinin incelenmesinin mülkiye müfettişi koordinatörlüğünde , polis müfettişi, vakıflar genel müdürlüğü müfettişi ve vergi denetim elemanlarından oluşacak kurul tarafından tüm hukuki boyutlarıyla yapılmasını, suç unsuruna rastlanıldığında düzenlenecek raporların ilgili merciine tevdi edilmesini müsaadelerinize arz ederim."


Ecevit'ten olur alarak hayata geçen bu belge, bir dönem sadece Haydar Baş Bey'in hayatını değil, okul örneğinde gördüğümüz gibi onunla irtibatlı olduğu düşünülen herkesin hayatını karartmıştır. Dikkat ederseniz, belgede kullanılan esnek ifade ülke genelinde herkesi, her kurumu kapsar mahiyettedir.

Bir düğmeye basılmışcasına harekete geçildi, hiç vakit kaybedilmeden, ilk önce İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişleri, Polis Başmüfettişi, Vakıflar Başmüfettişinden oluşan heyet MELTEM OKULLARINA yöneldiler. Ve okulları gayri hukuki şekilde kapattılar. Ama bu tarihten sonra okulların yanında televizyonlar, hastane ve Prof. Dr. Haydar Baş ile ilişkisi olduğu düşünülen her kurum baskı ve inceleme altına alınmıştır. Hepsini belgeleriyle göreceğiz ama önce okullara bakalım…


Mülkiye baş müfettişi: Hamit yüksel

Vakıflar Genel Müdürlüğü baş müfettişi: Baki Kestek

Polis baş müfettişi: İsmail Yaldız

Vergi denetmeni: Mehmet Özkan

İlköğretim müfettişi: Ünsal Oran

İlköğretim müfettişi: Veli Aydemir


Bu isimlerden oluşan bir müfettişlik ekibi, İstanbul ili Güngören ilçesi Özel Meltem İlköğretim okulunun incelenmesi konusunda görevlendirildi.

Okulda 2, 3, 4 mayıs 2001 tarihlerinde yapılan incelemeler 4 Mayıs 2001 tarihli tutanakta anlatılmıştır. Tutanaktaki tespitler ne maksatla inceleme yapıldığını ortaya koymaktadır.

Tutanağın ilk maddesi, "bahçe alanının genişliği" konusundadır. Merdiven basamaklarının genişliği ve sayıları, duvarların en, boy ölçümleri de tutanakta kapatma gerekçesi olarak yer almaktadır. Öğretmenlerin pantolon giymeleri de dikkatlerden kaçmamıştır.

Tutanağın 14. maddesi gizlenmeye çalışılan asıl maksadı ortaya koymaktadır.

14. madde, "yönetici odalarıyla, öğretmenler odasında günlük YENİ MESAJ gazetesinin bulunduğu, anılan gazetenin, Trabzon'da yapılan mitinge ait haber ve resimlerin yer aldığı 09.01.2001 günlü sayısının birinci sayfasının Halkla İlişkiler odasıyla İlköğretim okul müdür yardımcısı odasındaki panolarda teşhir edildiği" ifadesi yer almaktadır.

İstanbul'da Baş'a ait iki okul kapatıldı ve işyerlerine trilyonlarca lira ceza geldi.

Bu nasıl askerin adamı olmak ki, devamlı zarar görüyorsunuz? Asıl bu iftiraları atanlar derin devletin adamlarıdır.


2-VAKIFLARIN ÜZERİNE GİDİLİYOR:

Tam da bu tarihlerde F. Gülen hastalık bahanesi ile ABD'ye gitti. Hala da orada bulunmaktadır. Sayın Baş'a iftira atanlar, bu sır perdesini aralayıp, gerçekleri anlatsınlar.

İlmi Araştırmalar Vakfına yönelik başlatılan saldırılarda, vakfın çeşitli illerdeki şubeleri için "suç unsuru arama" talimatı verilmiştir. Buna rağmen İstanbul Valiliği, Çanakkale Valiliği ve Denizli Valiliği "yasa dışı faaliyet yok" raporu verirken; Karacaören Kaymakamlığı "her şey yasalara uygundur" yazısını göndermiştir.

Rize valiliği , "bu vakıflar milli birlik ve beraberliğin temini için kuruldu" raporunu vermiştir.



TARİKATÇILIK SÖYLENTİLERİNE CEVAPLAR:

TARİKATÇILIK İDDİALARI :


Sayın Baş, samimi bir müslümandır. Hangi şartlarda olursa olsun dinini yaşar ve bundan zerre kadar taviz vermez. İşte onun bu dindarlığını bahane ederek tarikat ehlidir demek sureti ile üzerine gittiler, çeşitli meselelerde dava konusu yaptılar ama neticede Baş' ın sadece samimi bir Müslüman olduğu mahkemeler tarafından tescil edilmiştir. 1981 yılında devlet tarafından haksız olarak tutuklandığı için, açtığı dava neticesinde devletten tazminat almıştır.

1-Bunlardan birisi Giresun Ağır ceza mahkemesinde hakkında açılan davadır ki, elbette neticede beraat kararı çıkmıştır.

1982/ 23 esas nosu ve 982/ 400 karar nosu ile verilen kararda dava konusu suç, "laikliğe aykırı olarak devletin temel nizamlarını kısmen de olsa dini esas ve esaslara uydurmak amacıyla cemiyet teşkil etmek, propaganda yapmak, sıkıyönetim emirlerine riayet etmeyerek gece sokağa çıkma yasağına muhalefet" idi.

Gerekçeli kararda;

(Prof. Dr. Haydar Baş'ın da aralarında bulunduğu) tüm sanıkların laikliğe aykırı olarak TCK 163. maddesindeki suçu işlemedikleri, dosya münderecatı ile bilirkişi kurulunun 15.07.1982 tarihli raporunda açıklamasının bulunmasına göre bu suçtan ötürü BERAATLERİNE… karar verilmiştir.

Bu beraat kararının arkasından Haydar Baş Bey Maliye Hazinesi aleyhine, o tarihlerde yürürlükte olan 466 sayılı yasaya dayanarak maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

Sayın Baş, 24.12.1981 ve 2.2.1982 tarihleri arasında haksız yere tutuklanmıştır.

19.07.1984 tarihli karar şöyledir:

"466 sayılı yasaya göre haksız tutuklanma nedeniyle davacı Haydar Baş,13.333,20 lira (on üç bin üçyüz otuzüç lira yirmi kuruş) maddi, 50.000 lira manevi tazminatın Hazineyi Maliyeden alınarak davacıya verilmesine…" karar verilmiştir.


2-Resul Yaprak isimli şahıs, 1998/ 36578 sayılı esas nosu ile açtığı davada, Haydar Baş ve etrafındaki bazı isimler hakkında bu kişi şeyhdir, Haydar Baş ve arkadaşları tarikatcılık yapıyor diye şikayette bulunmuştur.

Sayın Baş hakkında ileri sürülen iddialar her nedense her zaman kamu davası kapsamında son derece önemli ve şikayete dahi gerek olmadan soruşturulması gereken suçlardan seçilmiştir. Ancak hayatının hiçbir döneminde hukuk dışına çıkmamış bu insan, kendisine atılan iftiraları her defasında bertaraf etmiştir. Tarikatcılık olarak adlandırılan bu suçta da aynı durum olmuştur.


1.2000.tarihinde verilen karar:

"Sanıkların müsned suçu işledikleri konusunda iddiadan başka herhangi bir delil elde edilemediği , şikayetin müşteki ile sanıklar arasında var olan ticari ilişkinin içindeki anlaşmazlıklardan kaynaklandığı anlaşılmış olmakla,

Sanıklar, Haydar Baş, …Haklarında CMK'nın 164. maddesi uyarınca KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA… karar verildi."


3-YİNE TARİKATÇILIK suçlamaları ile ilgili olarak Ankara cumhuriyet savcılığının ek takipsizlik kararın 3. Maddesini okuyalım:

"3- Sanıkların cürüm işlemek için teşekkül oluşturduklarına dair delil elde edilemediğinden sanıklar hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına, …karar verildi..(karar tarihi: 21.05.2002)



PROFESÖRLÜĞÜ SAHTE İFTİRASI

Profesörlüğünün sahte olduğu ile ilgili ortaya atılan iddialar da bunlardandır. Bu konuyla ilgili ilk dava 1999 yılına aittir.


1- Bakırköy 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 1999/1460 E. Ve 1999/1380 sayılı kesinleşen kararı. YÖK'ün şikayeti neticesinde sayın Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in akademik ünvanı ile ilgili yapılan yargılamada sayın Baş'a Bakü Devlet Üniversitesinden profesörlük ünvanı verildiği, Azerbeycan Cumhuriyeti'nin yüksek onay komisyonu tarafından onaylandığı tespit edilmiş ve bu ünvanını kullanmasına hiçbir yasal engel olmadığına karar verilmiştir.

Kararın sonuç bölümünü aktaralım:

"…dosyadaki belgelerden Bakü Devlet Üniversitesi tarafından profesörlük ünvanı verildiği, Azerbeycan yüksek onay komisyonu tarafından onaylandığı görülmektedir. Öte yandan iddia ve savunma her ikisi de Mesaj Tv'de yapılan programda sanığın bu ünvanı kullanmasından başka bir eylem tarif etmemiştir. Hiçbir yasal düzenleme bu ünvanın tarif edilen biçimde kullanılmasını engelleyemez, aksi düşünüldüğünde ülkemizde gerçekleştirilen bilimsel toplantılarda ve benzeri çalışmalarda yurt dışından gelen yabancı bilim adamlarının bu ünvanı kullanmasına ancak müşteki kurum Türkiye'de geçerli sayılması halinde, gibi mümkün olmayan bir sonuç çıkartılması gerekmektedir. Oysa günümüzde böyle bir iddia düşünülemeyeceği gibi zaten 2547 sayılı yasada da böyle bir düzenleme yoktur.

Öte yandan TCK'nın 252. maddesi mülki ve asgari memuriyetlerden birinin ifaya teşebbüsünü düzenlemektedir. Bilimsel bir unvan olan profesörlüğün mülki ve asgari bir devlet memurluğu olarak düşünülmesi de mümkün olmadığından sanığın üzerine atılan suçun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle BERAATİNE… ( karar tarihi: 22.12.1999 )


2- Yukarıdaki ilk davada suç tarihi olarak 1997-1998 ve 1999 yılları gösterilmişken, İç İşleri Bakanlığı mülkiye müfettişliğince gönderilen inceleme raporu suç tarihini geriye çekmiş ve 1995 yılından itibaren demiştir.

Mülkiye müfettişlerinin bu konuya dahil olmaları ise, B050TEF0000000107-5/6507-122 sayılı karardır. Dönemin İçişleri Bakanı olan Saadettin Tantan'ın talimatıyla hazırlanan bu belge, "ülke genelinde faaliyet gösteren Haydar Baş grubunun mal ve para hareketlerinin takibi ile grupla irtibatlı olan vakıf-dernek –şirket vb. kuruluşların mali kaynakları ve varsa para hareketlerinin incelenmesinin mülkiye başmüfettişi koordinatörlüğünde, polis müfettişi, vakıflar genel müdürlüğü müfettişi ve vergi denetim elemanlarından oluşacak kurul tarafından tüm hukuki boyutlarıyla yapılmasını, suç unsuruna rastlandığında düzenlenecek raporların ilgili merciine tevdi edilmesini müsadelerinize arz ederiz."

Bu arz dönemin başbakanı Bülent Ecevit'e yapılmış ve onun 27.11. 2000 tarihli olur imzası alınarak hayata geçirilmiştir.

Bu izne dayanarak başlayan soruşturmalar kapsamında mal varlığı , para akışı bir yana profesörlük ünvanı da hukuk dışı bir şekilde soruşturma konusu yapılmıştır.

07.12.2000 tarih ve 107-5/7132-37 numaralı görev emriyle bu konuyu araştırmaya başlayan mülkiye müfettişlerine gönderilen yazı:

"Başbakanlık makamının 27.11.2000 tarihli onayı uyarınca yürütülen inceleme sırasında; Haydar Baş'ın 2547 sayılı yüksek öğretim kanununun 28. maddesi hükmü gereğince üniversitelerarası kurul kararı olmadan geçerli olmayan "Prof. Dr." ünvanını Türkiye'de kullanması; yine kanunun 29. maddesi hükmü gereğince kazanılan unvan döneminde yüksek öğretim kurumları dışındaki çalışmalarında "Prof. Dr." ünvanını kullanması incelemenin konusunu oluşturmaktadır."

Mülkiye baş müfettişi Hamit Yüksel, polis başmüfettişi İsmail Yaldız, Vakıflar Genel Müdürlüğü başmüfettişi Baki Ketsek, vergi denetmeni Mehmet Özkan'dan oluşan kurul 05.03.2002 tarihinde raporu hazırlamışlardır.

Raporun sonuç kısmı şöyledir:

"Başbakanlık makamının 27.11.2000 tarihli onayı uyarınca tarafımızdan yürütülen inceleme sırasında Hasan ve Ayşe oğlu 1947 doğumlu Haydar Baş'ın Türkiye'de ve dış ülkelerde bir akademik kariyeri kazanmadan "Prof. Dr." unvanını her yerde ve her alanda kullandığı incelendiğinde, 2547 sayılı kanunun 28 ve 29. maddeleri uyarınca konunun YÖK başkanlığınca ve cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. …"

İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin bu raporu ihbar kabul edilerek Sayın Prof. Dr. Haydar Baş hakkında, hükümet memuriyetinin ve ünvanının gaspı gerekçesiyle kamu davası açılması için savcılık makamınca inceleme başlatılmıştır. Ancak 27.03.2002 tarihli kararda mülkiye müfettişlerine tokat gibi bir cevap gelmiştir.

Ankara Cumhuriyet Savcılığının 27 mart 2002 tarihli 2002/17764 Hazırlık Sayılı Takipsizlik Kararı gerçeği bir defa daha ortaya koymuştur. İç İşleri Bakanlığı Müfettişlerinin Sayın Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in akademik ünvanı ile ilgili suç duyurusu yaptıkları raporlar neticesinde verilen kararda, müfettişlerin iddiaları reddedilmiş, müvekkilimizin ünvanını 2547 sayılı yasanın 28 ve 29. maddelerine aykırı olarak kullandığı yönündeki iddiaların yasal dayanaktan tamamen yoksun ve hiçbir hukuki değer taşımadığı ortaya çıkmıştır.

"…üniversitelerarası kurul tarafından onaylanmamakla birlikte, evrak arasında fotokopisi bulunan belgeden, sanığa 1995 yılında Azerbeycan Respublikası tarafından profesör ünvanı verildiği ve bu ünvanla 14.12. 1995 gün ve 22493 sayılı resmi gazetede yayınlanan 95/44885 sayılı kararname ile Orman bakanlığı müşavirliğine atandığı anlaşılan sanığın bu ünvanı TCK 252-253. maddelerde yazılı olduğu şekilde kullandığına ilişkin evrak içerisinde delil bulunmadığı gibi, bu ünvanı kullanarak menfaat temin ettiğine ilişkin de herhangi bir iddia mevcut değildir.

Açıklanan nedenlerle herhangi bir suç oluşturmayan ihbar konusu eylemle ilgili olarak sanık hakkında KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA ..." karar verildi. (Karar tarihi : 27.03.2002 )


3- Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/767 E. 2001/409 Sayılı kararını ele alalım:

Prof. Dr. unvanını para karşılığı aldığı iddiasına yer veren Leman dergisi yazarı Nihat Genç ve dergi sahibinin tazminata mahkum edildiği karardır. Aynı yazı nedeniyle Nihat Genç hakkında açılan ceza davasında Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi yayın yoluyla hakaret etmekten ceza kararı vermiştir.

Kararın sonuç bölümünü aktaralım:

"…davacının profesör olduğu anlaşılmaktadır. Aksi ispat edilemediği sürece bu sıfatı hakkı ile, bilgi ve yoğun çalışması ile almış olduğunun kabulü gerekir. Yine ispat edilemediği sürece dergide yayımlanan ve yukarıda özetlenen sözlerin davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu açıktır. İsnatlar, bir insana söylenmesi kesinlikle kabul edilemeyecek son derece ağır, suç teşkil eden hakaret ve iftira mahiyetindedir. Yazının yayımlandığı dergi, haftalık olarak çıkan, Türkiye genelinde YAY-SAT adlı şirket vasıtası ile satış, pazarlama ve dağıtımı yapılan bir yayın organıdır. Ortalama ve net satışı 79.881 adettir. Büyük bir kitleye ulaştığı anlaşılmaktadır. Tüm bu nedenlerle birlikte tarafların mali ve ictimai durumları paranın satın alma gücü gibi nedenlerde nazara alındığında 5.000.000.000 TL manevi tazminatın uygun olacağı kanaat ve sonucuna varılmıştır."( karar tarihi: 28.06.2001)

Kararda da ifade edildiği gibi hakaret ve iftiralarla dolu yazıyı yayınlamaktan utanmayanlar, bir de bu karara itiraz etmiştir. Temyiz süreci neticesinde Yargıtay 4. hukuk dairesi leman dergisi vekilinin itirazını reddetmiştir.

2002 / 1854 sayılı kararı şöyledir: "… temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü.

Dosyadaki yazılara kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA 14.02.2002 gününde oy birliği ile karar verildi.


4- Milliyet Gazetesinin 7 Nisan 2002 tarihli iftira yazısında "unvanını ispat edemedi" ve "Haydar Baş'ın profesörlüğü sahte" şeklindeki ifadelerle verdiği haber üzerine Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi 2002/222 Müteferrik kararı ile haberin hukuka aykırı olduğunu tespit ederek tekzibin yayınlanmasına karar vermiştir. Davalı gazete bu tekzip kararına itiraz etmiş ama itirazları Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/ 99 D. İş kararı ile reddedilmiş, yazının hukuka aykırılığı ve tekzibin yayınlanma kararı kesinleşmiştir.


5- Posta Gazetesi'nin 7 Nisan 2002 tarihli iftira yazısında "sahte belgeyle profesör olmuş" şeklindeki ifadelerle verdiği haber üzerine Bakırköy 1. Sulh Ceza Mahkemesi 2002/221 Müteferrik kararı ile haberin hukuka aykırı olduğunu tespit ederek tekzibin yayınlanmasına karar vermiştir. Davalı gazete bu tekzip kararına itiraz etmiş ancak itirazları Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2002/ 100 D. İş kararı ile reddedilmiş yazının hukuka aykırılığı ve tekzibin yayınlanma kararı kesinleşmiştir.


6- Bakırköy 2. Asliye hukuk mahkemesi 2003/275 E. Ve 2005/11 Sayılı kararı ile Posta ve Milliyet gazetelerinin sayın Prof. Dr. Haydar Baş Bey'in akademik ünvanına yönelik iftira yazıları ile ilgili açılan tazminat davalarında Milliyet ve Posta gazeteleri tazminata mahkum edilmiştir.


Bu nasıl MİT'in adamı olmak ki bütün meselelerinde demoklesin kılıcı gibi Baş'ı devamlı tehdit ediyor ve bu konularda Baş'a devamlı dava açıyor.

Bir çok meselede üzerine gidilmesine rağmen, kendisi, üzerine gelen devletle, MİT'le, askerle hiçbir zaman hesaplaşmaya gitmemiş, "Bu vatan bizimdir, birbirimize tahammül ederek bu vatan sathında yaşamaya mecburuz" görüşünü öne çıkarmıştır.

Dini yaşayışından, milli duruşundan, manevi değerlerinden, örfünden, devletinden bütün bu mağduriyetlere rağmen zerre kadar taviz vermemiştir. Türk Milletini devamlı birlik ve beraberliğe çağırmıştır.

Şu anda tezgahlanan oyun milletin bölünmesini vatanın parçalanmasını isteyenlerin oyunudur.

 

 

 








Bu haber 6,106 defa okundu.





Yorum ekleYorum ekle


Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış









En Çok Okunanlar