Prof.Dr.HAYDAR BAŞ

Prof.Dr.HAYDAR BAŞ


3 Ocak 2014
font boyutu küçülsün büyüsün

Milli irade Meclis'tedir


Rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra, milli iradenin kime ait olduğu sorusu sorulmaya başlandı. Hatta Meclis’in varlığı dahi bazı TV kanallarında tartışma konusu yapılmakta.

Benzer bir soru, Gezi Parkı eylemlerinin ardından medyada gündem edilmiş, farklı bahaneler ile Atatürklü Türk bayrakları yasaklanmıştı.

Gezi’den önce de Türkiye Cumhuriyeti yazılı tabelaların sökülmesine şahit olmuştu Türk milleti… Her olayla nabzı denenen bizler, “Milli hassasiyetlerine sahip çıkmaz” duyarsızlığına gelene kadar bu hal devam edecektir zira adam sendecilik, Türk milleti için istenen psikolojidir.

Yoksa, bakan evlatlarının dahil olduğu Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk vakalarından biri ile karşı karşıya iken, paralel devletten, devlet içi devletten ve milli iradenin devrinden söz etmenin yeri midir?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir cumhuriyettir, demokrasi ile idare edilir. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrıldığı kuvvetler ayrılığı ilkesi geçerlidir.

Kuvvetler ayrılığı güçlerin birbirine üstünlüğünü engelleyen bir sibop mesabesindedir.

1921 Anayasası’na “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazdırmıştır Atatürk.

Kayıtsız şartsız milletin oluş, bugün Meclis Genel Kurulu’nda da halen yer alır.

Egemenlik, yani yasama yetkisi, millete aittir. Milli irade, belli aralıklarla yapılan seçimler vasıtasıyla, milletin vekâletini alarak Meclis’e gönderdiği vekilleri aracılığı ile Meclis’te şekillenmektedir.

Siz, rüşvet skandallarını devlete ve hükümete komplo olarak nitelerseniz de, bu komployu yapanların ortaklarını yargıdadır diye işaret etseniz de, milli iradenin devrinden söz edemezsiniz.  

Zira millet iradesi Meclis’te şekillenir ve bu iradenin devri mevcut sistemde söz konusu olamaz. Tartışılması gereken, milletin iradesini yansıtmak ve sadece ona hizmet etmek için Meclis’e gelenlerin iradelerinin devridir.  

Vicdani bir mesele olan bu konu, maalesef bunun yaşadığımız vahim siyasetin ana nedenidir. Oysa Atatürk, Nutuk’a başlarken, Kurtuluş Savaşı’nın ana gayesi için şunları ifade etmişti: “Efendiler! Bir tek karar vardı. O da mili egemenliğe dayanan, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.” (Nutuk, Sayfa 18)

Yani millet egemenliğine dayalı bir model, Ata’nın Anadolu’ya adım attığında kafasında olan modeldi.

İsmet İnönü ile arasında zaferden sonra geçen bir konuşma, millet egemenliğine dayalı Cumhuriyetin neden 29 Ekim’de ilan edildiği bilgisini verir. Atatürk, 30 Ekim’de imzalanan Mondros Mütarekesi’nden bir gün öncesine denk gelen 29 Ekim’in manasını soran İnönü’ye şöyle cevap verir: Mütarekenin ilk günlerini hatırlarsın. Saray ve hükümet teslimiyeti kabul etmişti. Hükümet Sarayın, Saray da İtilaf Devletlerinin elinin altına girmişti. Saray bu halinden memnundu ama ben bunu kabul edemezdim. Mütareke 30 Ekim’de imzalandı. Vatan parçalanmış, istilaya uğramıştı. Sen benim 30 Ekim 1918 sonrası günlerde çektiğim azabı bilirsin. Yanındaydım. Mondros 30 Ekim’dir. Cumhuriyet 29 Ekim. İşte bu da milletin, mazlum bir milletin ahıdır... Deyiniz ki, bu tarihten silinmek istenilen bir milletin öcüdür.”

Millet iradesine teslim edilen bir devlet işte bu zihniyetle, bu bağımsızlık ruhu ile kurulmuştur. Kan dökerek, can vererek ama bağımsızlıktan taviz vermeyerek, millete emanet edilmiştir.

Aynı görüşü paylaşmayanlar, farklı gündemleri bahane ederek, Türklüğü, cumhuriyeti,  milli iradenin nereye devredildiğini tartışa dursunlar, milli irade Atatürk zamanından beri Meclis’tedir...








Bu yazı 1,079 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları









En Çok Okunanlar