Prof.Dr.HAYDAR BAŞ

Prof.Dr.HAYDAR BAŞ


8 Temmuz 2013
font boyutu küçülsün büyüsün

Batının iradesi ile iktidar olanlar kendilerini kandırırlar


Mısır'da yaşanan darbe ile cumhurbaşkanlığı görevinden alınan Mursi'nin İhvan-ı Müslimin'e bağlı olduğu malum.
Dinin siyasete yansıması olarak görülen İhvan-ı Müslimin'in geldiği nokta maalesef, Müslümanlar adına acı bir örnek.
Müslüman Kardeşler Örgütü, ilk kurulduğu yıllarda İslam adına şehitler vermiş; ancak kısa bir zaman sonra ABD'nin etkisine girmiştir.
Şu anda Mursi'yi destekleyen Yusuf el-Kardavi, Birleşik Devletler'in bölgedeki üssü kabul edilen Katar'da ikamet ediyor.
Kardavi, Arap Baharı sürecinde Batı yanlısı fetvaları ile hatırlanmaktadır.
İşgale direnen Kaddafi'nin ve yanında yer alanların öldürülmesi için "öldürün, günahı benim boynuma" diye fetva veren Kardavi, Suriyeli muhaliflere verdiği destek için de ABD'ye teşekkür etmiştir.
Aleviler için, "Hıristiyan ve Yahudilerden daha kâfirdirler" diyecek kadar ileri giden beyanları ile İslam âleminin içinde büyük fitnelere neden olabilecek bir din adamıdır.
Kardavi'nin İsrail aleyhine tek bir fetvası yoktur.
Mısır'daki darbe sonrası, Kardavi gibi Batı ile aynı çizgide hareket eden bu Müslüman örgütün üst düzey kadrosu alaşağı edildi.
Mursi ve İhvan-ı Müslimin için bunun yolu olarak darbe seçilmiştir.
Globalleşme sürecinde ülkeleri teslim almak için kullanılan farklı metotların sayısız örnekleri var.
Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılışında bizim yaşadığımız borçlandırma yöntemi, Endonezya’da, Irak’ta da denenmiş ve başarılı olmuştur. 
Finans ve sermaye piyasalarının bağımsız hale getirilmesinin ardından dibe vuran finans piyasalarını kurtarma adına devreye konulan IMF ve Dünya Bankası kanalı ile yapılan finansal krizler de etkili bir yoldur.
1997 Asya Krizi, Latin Amerika Krizi ve 1994 Meksika Krizi buna örnektir.
1980'lere kadar diktatörleri destekleyen Batı, bugün halk hareketleri ile ülkelere yön vermeyi tercih ediyor.
Demokrasi ve insan hakları, çok kültürlülük, azınlık haklarına saygı gibi söylemler üzerinden yürütülen sözde demokrasi projeleri ile devlet, milletiyle; millet, devletiyle kavgalı hale getirilmiştir.
CIA eski Ajanı Philip Agee, demokrasi uygulamaları hakkında şunları itiraf etmişti: "Özgür seçimler demek, gerçekte bizim desteklediğimiz adaylara gizliden para ödeyerek müdahale etmemiz demektir. Hür sendikalar, bize bağlı sendikalar kurmamız demektir... Seçilmiş bir hükümet ABD'nin iktisadi ve siyasal çıkarlarını tehdit etmeye başlarsa görevden uzaklaştırılmalıdır…"
Batının desteği ile seçilenler, demokratik yolla geldiklerini zannetseler de, seçimle gelip gelmeme bu noktada demokrasinin ölçüsü değildir.
Çünkü milletin iradesi değil, para ile seçime müdahale eden Batının istediği kişi iktidara taşınmıştır. Ancak daha fazla para harcanarak iktidardan alaşağı edilmesi de elbette ki mümkündür.
Öyleyse, Batının iradesi ile iktidar olanlar yine onun iradesi ile iktidardan uzaklaştırılırlar.
Bu sebeple, Mısır'daki darbenin nedenleri üzerinde durmak yerine Batının etkisinden kurtulmuş bir bakış açısı ile olayları değerlendirmek
zorundayız.







Bu yazı 1,298 defa okundu.







Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları









En Çok Okunanlar